Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı Süleyman Aksoy, “Başkandan” köşesinde Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik atmosferi değerlendirdi. Aksoy; görünürdeki sakinliğin bir rahatlama değil, derin bir yorgunluk ve vazgeçiş olduğunu vurgulayarak, “Bazen en büyük gürültü, sessiz kalan sorulardan gelir” dedi.
Türkiye bugün dışarıdan bakıldığında yüksek sesli bir kriz yaşamıyor gibi görünüyor. Manşetler kontrollü, açıklamalar ölçülü, ekranlar sakin. Ancak bu sakinlik bir rahatlama işareti değil; daha çok, derin bir yorgunluğun sessizliği.
Uzun zamandır sorunlarımız bağırarak konuşuluyordu. Şimdi bağırılmıyor. Ama bu, sorunların azaldığı anlamına gelmiyor. Sadece herkesin nefesini tuttuğu, belirsiz bir dönemden geçiyoruz.
Rakamların Dili ve Mutfağın Gerçeği
Ekonomide sürekli rakamlar konuşuluyor; grafikler, oranlar, hedefler havada uçuşuyor. Ama hayat başka bir yerden cevap veriyor. İnsanlar artık resmi açıklamalara değil, kendi mutfaklarına bakarak karar veriyor.
Bugün Türkiye’de “Enflasyon düşüyor” cümlesiyle “Bu ay neyi kısmalıyız?” sorusu aynı anda var olabiliyor. İşte bu büyük çelişki, bugünün Türkiye’sini en iyi anlatan tablodur.
Siyasetten Kopuş ve Adalet Kaygısı
Siyasette de benzer bir tablo var. Yüksek tansiyon yok, sert çıkışlar yok. Ama bu bir “normalleşme” mi, yoksa toplumla siyasetin birbirinden tamamen uzaklaşması mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Konuşulan konularla hissedilen hayat arasındaki mesafe açıldıkça, insanlar karar süreçlerinin parçası olmaktan çıkıyor ve yavaş yavaş birer izleyiciye dönüşüyor.
Hukuk meselesi ise artık büyük kavramlarla tartışılmıyor. Mesele çok daha sade ve ürkütücü bir soruya indi: “Yarın benim başıma gelirse ne olur?”
Bu sorunun cevabından emin olunmayan bir yerde, ne yatırım kalıcı olur ne de gelecek planı yapılabilir.
Gençlerin Sessiz Vazgeçişi
Gençler bağırmıyor, sokaklar sessiz. Ama zihinler çoktan başka yerlere gidiyor. Bu sessizlik bir kabulleniş değil; sessiz bir vazgeçiş ihtimali taşıyor.
Emekliler ve sabit gelirli kesimler ise sadece geçim sıkıntısıyla değil, bir de “görünmezlik” duygusuyla yaşıyor. Onlar için mesele artık sadece “Para yetiyor mu?” değil, “Biz bu tablonun neresindeyiz?” sorusudur.
Çözümün Öznesi Toplum Olmalı
Dış dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Herkes masaya kendi gücüyle oturuyor. Bu masada güçlü olmak, yüksek sesle bağırmakla değil; akıl, kurum ve güvenle mümkündür.
Bugün Türkiye’nin temel sorunu çözümsüzlük değildir. Asıl sorun, çözüm konuşulurken toplumun kendini o sürecin “öznesi” gibi hissedememesidir. Bir ülke, halkını sadece dinleyen değil, düşünen ve sürece katılan bir yerde tutabildiği sürece ayakta kalır.
Bu pencereyi açık tutmamızın sebebi de bu. Çünkü bazen en büyük gürültü, sessiz kalan sorulardan gelir.


